AHİRET İÇİN ‘CİDDİ BİR ÇABA’ GÖSTERMEK

Bir insanın var olması, hayat sürmesi Allah'ın dilemesi ile gerçekleşir. Bu gerçeğin farkında olan bir kişi için Rabbimiz’e duyulan coşkulu sevgi ve O’nun rızasını kazanmak çok önemlidir. Çünkü insanın yapması gereken en önemli davranış, kendisini yoktan var eden Rabbimiz’in rızasını kazanmak, Allah'ın sevgisine ve rahmetine layık olmaya çalışmaktır.

Allah'ın rızasını kazanmak ahiret hayatını kazanmak için bir vesile olduğu gibi, aynı zamanda insana mutluluk ve huzur verecek yegane yoldur. Allah'ın şanını gerektiği gibi tanıyıp takdir edemeyerek insanların rızasını arayanlar ya da benzeri boş hedeflere kapılanlar, gerçek anlamda hiçbir zaman tatmin bulamaz ve mutlu olamazlar. Oysa Allah'ın rızası, bir insanın kalbinin tatmin bulacağı en büyük sevinç ve mutluluktur. Kuran ayetlerinde şu şekilde bildirilir:

“(Allah)… Kendisi'ne katıksızca yöneleni dosdoğru yola yöneltip-iletir. Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur.” (Rad Suresi, 27-28)

Birçok insanın gerçek mutluluğu bulamamasının nedeni, Kuran ahlakını yaşamamaları, dünya hayatının gerçek amacını ve ahiretin varlığını unutmalarıdır. Oysa Allah sevgisini coşkulu şekilde yaşayan ve cehennemin varlığından emin olan bir insan dünya hayatının gerçek amacını hiçbir zaman unutamaz.

Bunu bir örnekle daha iyi düşünebiliriz: Sonsuz cehennem ateşinin yakınında olup dünya hayatından sorguya çekilen bir insan, yalnızca Allah'tan yardım ister ve yalnızca Allah'ın rızasını gözetir. Bu durumdayken, tanıdığı herhangi birinin fikri veya kendisine yakınlığı onun için bir önem taşımaz.

Cehennem ateşini gören kişiler için dünyada sahip oldukları mülkün veya tanıdıkları insanların hiçbir öneminin kalmadığı aşağıdaki ayetlerde şöyle bildirilmektedir:

“(Böyle bir günde) Hiçbir yakın dost bir yakın dostu sormaz. Onlar birbirlerine gösterilirler. Bir suçlu-günahkar, o günün azabına karşılık olmak üzere, oğullarını fidye olarak vermek ister;
Kendi eşini ve kardeşini,
Ve onu barındıran aşiretini de;
Yeryüzünde bulunanların tümünü (verse de); sonra bir kurtulsa.
Hayır; (hiçbiri kabul edilmez). Doğrusu o (cehennem), cayır cayır yanmakta olan ateştir.”
(Mearic Suresi, 10-15)

Rabbimiz'in Kuran'da bildirdiği gibi, bir insan hayatının tamamını Allah'ın rızasını kazanmak için yaşamalıdır. Bu ise sürekli vicdanın sesini dinlemek ve Kuran ahlakının gereklerine uymakla olur.

Müminlerin Allah'ın rızasını ve cennetini kazanabilmek için hayatları boyunca 'ciddi bir çaba' göstermeleri, onların Yüce Allah'a olan sadakatlerinin bir göstergesidir. Rabbimiz Kuran-ı Kerim'de müminlere Allah'ın rızasını ve ahiretini kazanmak için 'ciddi bir çaba' göstermekle sorumlu olduklarını buyurmuştur. Müminler bu 'ciddi çabayı', hem kendi nefislerini imani açıdan olgunlaştırıp Allah'ın hoşnut olacağı bir yapıya kavuşturmak, hem de Allah'ın Kuran-ı Kerim'de tarif ettiği güzel ahlakı insanlara anlatmak için gösterirler. Müminlerin çabası, onların Allah'a olan teslimiyetlerinin getirdiği 'güç ve azim' sayesinde ortaya çıkmaktadır. Allah'a karşı duydukları iman ne kadar güçlü olursa, Allah'ın onların kalplerine hissettireceği şevk ve heyecan da o kadar kuvvetli olacaktır. Böylece müminler hem nefislerini terbiye etmiş olacaklar, hem de Allah'ın razı olacağı bir insan olabilmek için gereken çaba ve şevke sahip olacaklardır. Yüce Allah, Kuran-ı Kerim'de, müminlere Kendi yolunda ciddi bir çaba harcamalarını şöyle öğütlemiştir:

Kim de ahireti ister ve bir mümin olarak ciddi bir çaba göstererek ona çalışırsa, işte böylelerinin çabası şükre şayandır. (İsra Suresi, 19) 

İşte müminler ciddi çabayı ilk olarak kendi nefislerini Allah'ın razı olacağı bir hale getirmek için harcarlar. İnsanın kendi isteklerine ve tutkularına göre değil de, tamamen Allah'ın istediği şekilde hareket etmeye çalışması, şüphesiz ki ancak Rabbimiz'e karşı duyulacak içten bir bağlılıkla mümkündür. Müminler, Allah'ın "Ey iman edenler, üzerinizdeki (yükümlülük) kendi nefislerinizdir..." (Maide Suresi, 105) ayeti gereği, dünyada üstlenmeleri gereken en büyük sorumluluklardan birinin, kendi nefislerini terbiye etmek olduğunun farkındadırlar. Hayatları boyunca kendilerine sürekli olarak kötülüğü emreden ve kendilerini Allah'ın rızasından uzaklaştırmaya çalışan bu saptırıcı güçle mücadele halindedirler. Nefislerinin aldatmacalarına karşı son derece uyanık olur ve Allah'ın rızasına uygun olmayacak hareketlerden şiddetle kaçınırlar.

Peygamber Efendimiz (sav) de "Müminin mizanında en ağır basacak şey güzel ahlaktır. Muhakkak ki, Allah Teala işi ve sözü çirkin olan ve hayasızca konuşan kimseye buğz eder" (G. Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis, 1. cilt, Gonca Yayınevi, İstanbul, 1997, 15/9) ve "Ruhumu kudret altında tutan Allah'a yemin ederim ki cennete sadece güzel ahlak sahipleri girer" (Tirmizi; Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s.792) hadis-i şerifleriyle güzel ahlakın önemine dikkat çekmiş ve müminleri bu konuda samimi bir çaba harcamaya davet etmiştir.

Allah'ın ve Peygamberimiz (sav)'in güzel ahlak konusundaki tavsiyelerini bilen müminler, hem kendi nefislerine karşı mücadele etmek hem de Kuran ahlakını insanlara anlatmak için büyük bir çaba gösterirler.