ALLAH, RIZASINA UYANLARI KARANLIKLARDAN NURA ÇIKARIR

 Akıl ve vicdan sahibi samimi bir insanın yapması gereken, hiç vakit kaybetmeden hayatını, Allah'ın emrettiği ahlakı yani Kuran ahlakını yaşayacak şekilde düzenlemesidir.

Sonsuz rahmet sahibi Yüce Rabbimiz, Kendi rızasına uyanlara kurtuluş yollarını göstereceğini Kuran'da şu şekilde müjdelemektedir:

"Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları Kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir." (Maide Suresi, 16)

Müslümanlar Allah'ın varlığının ve büyüklüğünün farkına varan, O'ndan "korkup-sakınan" ve hayatlarını farkına vardıkları bu büyük gerçeğe göre düzenleyen insanlardır. Din ahlakından uzak yaşayan insanlar ise, ya Allah'ı inkar ederler (Allah'ı tenzih ederiz.), ya da Allah'ın varlığını bilmelerine rağmen Allah'tan "gereği gibi" korkup-sakınmazlar. Bu özellikteki insanların büyük çoğunluğu yaşamlarını, kendilerini yaratmış olan Yüce Allah'ın varlığını ve yaratılış gayelerini düşünmeden geçirirler, hayatlarının kim tarafından, nasıl ve neden başlatıldığını göz ardı ederler. Kuran'da, böyle bir yaşamın boş ve çürük bir temele dayandığını, yıkımla bitmeye mahkum olduğunu Rabbimiz şu hikmetli benzetmeyle bildirmiştir:

"Binasının temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez." (Tevbe Suresi, 109)

Oysa mümin, herşeyi hakkıyla bilen Yüce Allah'ın varlığının ve gücünün farkındadır. Allah'ın onu niçin yarattığını ve ondan neler istediğini bilir. Bu nedenle de dünyadaki asıl amacı Allah'ın razı olacağı bir kul olmak için çalışmaktır. Bu amaç için her yolu dener, tüm yaşamı boyunca bunun için ciddi bir çaba gösterir.


Müminler Tüm Hayatlarını Kuran Ahlakına Göre Yaşar

Allah kullarına yol gösterici olarak indirdiği hikmet dolu Yüce Kuran'da insanın gerçek yaratılış amacını bildirmiştir. Bu amaç, insanın kendisini yaratan ve yaşatan Rabbimiz'e kulluk etmesidir. Yüce Allah bu amacı Kuran'da "…insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım." (Zariyat Suresi, 56) ayetiyle bildirmiştir.

Bazı insanlar ahiretin varlığını kabul ettikleri halde anlaşılmaz bir duyarsızlık içindedir. Hayatlarının gerçek amacını unutarak, kendilerine bambaşka konular bulur, bambaşka amaçlar edinirler. Dünyaya yönelik önemsiz bir konu için aylarca, yıllarca çalışır çabalar, ama Allah'a karşı olan sorumluluklarını akıllarına bile getirmek istemezler. Halbuki yeryüzünde bu gerçeklerden tümüyle habersiz olduğunu söyleyebilecek tek bir kişi bile yoktur.

Allah, insanlara "biz bunlardan habersizdik" gibi mazeretler öne sürememeleri için Hz. Adem'den bu yana her dönemde Kendisi'ni tanıtan, onlara Kendisi'ne nasıl kulluk edeceklerini öğreten kitaplar indirmiş, uyarıcı elçiler göndermiştir. Bu gerçek bir ayette şöyle bildirilir:

"Elçiler; müjdeciler ve uyarıcılar olarak (gönderildi). Öyle ki elçilerden sonra insanların Allah'a karşı (savunacak) delilleri olmasın. Allah, üstün ve güçlü olandır, hikmet ve hüküm sahibidir." (Nisa Suresi, 165)

Önceki satırlarda da belirtildiği gibi, Allah'tan gereği gibi korkup sakınmadıkları için iman ettiklerini söyledikleri halde gaflet içinde olan ve inandıkları gerçekleri hayatlarına geçirip yaşamayan bazı insanlar vardır. Bu kimselerin, genellikle din ahlakından uzak, Kuran hükümlerine uymayan tavır ve düşünceler içinde olduklarını görürüz.

Gaflet içindeki bu insanlar kıyametin kopacağından, cennet ve cehennemin varlığından da emindirler. Ancak bu durum onlarda "vakit varken harekete geçip bir an önce hayatlarını Allah için yaşama" düşüncesini uyandırmaz, sanki o gün hiç gelmeyecekmiş ya da çok uzakmış gibi günlerini tüketirler ve yine ayette buyrulduğu üzere "...önlerinde bulunan ağır bir günü" (İnsan Suresi, 27) bırakırlar.

Allah bir Kuran ayetinde insanların kendilerini kandırıp gerçeklere gözlerini kapatarak kapıldıkları gaflet halini şöyle haber vermiştir:

"İnsanları sorgulama (zamanı) yaklaştı, kendileri ise gaflet içinde yüz çeviriyorlar." (Enbiya Suresi, 1)

Allah'ın sonsuz kudretinin farkında olmak ise, yalnızca, bir Yaratıcı'nın var olduğunu tasdik etmek demek değildir. Bu gerçek, Kuran'da hikmetli bir örnekle haber verilmiştir. Ayette haber verildiği üzere soru sorulan kişi, Allah'ın varlığını tasdik ederek O'nun sıfatlarını kabul etmesine rağmen, "Allah'tan korkup-sakınma" özelliğinden yoksun olmayı ve din ahlakından yüz çevirmeyi tercih etmiştir. Kuran'da bu örnek bildirilerek yalnızca Allah'ın varlığını tasdik etmenin yeterli olmadığı, aynı zamanda Rabbimiz'den "korkup-sakınmak" gerektiği şöyle haber verilmiştir:

De ki: "Göklerden ve yerden sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve işleri evirip-çeviren kimdir?" Onlar: "Allah" diyeceklerdir. Öyleyse de ki: "Peki siz yine de korkup- sakınmayacak mısınız? İşte bu, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah'tır. Öyleyse haktan sonra sapıklıktan başka ne var? Peki, nasıl hala çevriliyorsunuz?" (Yunus Suresi, 31-32)

Kuran'da da bildirildiği üzere Allah'ın büyüklüğünü kavramak bunu sözle tasdik etmekten ibaret değildir. Müslümanları diğer insanlardan ayıran temel fark, onların Allah'ın sonsuz kudretinin farkında olan, O'ndan "korkup-sakınan" ve bunun sonucunda hayatlarını farkına vardıkları bu önemli gerçeğe göre düzenleyen insanlar olmalarıdır.


"Kendi Kendini Kandırma" Tehlikesi

İnsanların gaflet hali içindeyken, hayati gerçekleri göz ardı etmek ve bunu yaparken de kendi kendilerini avutmak için kullandıkları bazı savunma mekanizmaları vardır. Bunlardan biri ve belki de en etkilisi insanın "kendi kendini kandırması"dır.

Kendini kandıran insan, başta ölüm olmak üzere tüm gerçeklerden ve sorumluluklardan kaçabileceğini zanneder. Oysa kendini kandırmak, insanın kurtuluşu için bir çare değildir; aksine dünyada bulunuşunun gerçek amacını anlamazlıktan gelmek, insanı, sonu cehennemle bitecek çıkmaz bir yola sürükler.

Samimi olarak Allah'a iman eden bir kimse ise Allah'a saygı dolu bir korku ve çok büyük bir sevgi duyar. Kendisine "bir genelleme yaparak" (Nahl Suresi, 18) bile sayamayacağı kadar çok nimet veren Rabbimiz'e sürekli şükreder ve O'nu hoşnut edecek bir hayat sürmeyi kendisine tek amaç edinir. "Benim nasılsa kalbim temiz, Allah beni affeder", "tüm bunları biliyorum ve şükrediyorum daha ne yapabilirim ki?" şeklindeki düşüncelerle kendini kandırmaz.

Allah elbette sonsuz merhamet sahibi ve bağışlayıcı olandır; ancak Allah'ın bu merhametini kalben iman ederek hak etmek gerekir. Öyleyse insanın yapması gereken, gerçekleri göz ardı ederek kendisini kandırmayı bir kenara bırakması, bir an önce tevbe edip vakit varken harekete geçmesi ve Allah'ın kendisine dünyada tanıdığı süreyi en iyi şekilde değerlendirmesidir.


Allah Rızasını Seçenleri Karşılayan Müjde: Din Ahlakını Yaşamanın Kolaylığı ve Güzel Bir Hayat

Gaflet halinden kurtulup, Allah'ın rızasını kazanmak için yaşamaya karar veren birinin fark edeceği ilk şey "din ahlakını yaşamanın kolaylığı" olacaktır. İslam dini, Allah'ın insanlar için, yaratılışlarına en uygun olarak seçtiği dindir. Allah, bildirdiği din ahlakını insanların yaşayabilmesi için çok kolay kılmıştır.

Din ahlakı, insanların üzerindeki tüm külfeti, kısıtlayıcı ve sınırlayıcı, insanlara zorluk getiren ağırlıkları kaldırır; insanın sadece sonsuz merhametli, şefkatli, bağışlayıcı, salih kulları için herşeyi hayırla yaratan, tüm gücün sahibi olan Allah'ın kendisi için belirlediği kadere teslim olmasını, herşeyde sadece O'nun rızasını arayarak O'na yönelmesini buyurur. Allah, Kuran'da din ahlakının kolay olduğunu, bu ahlaka tabi olanların işlerini kolaylaştıracağını şöyle bildirmiştir:

"… O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi)..." (Hac Suresi, 78)

"Güzel bir hayat" kavramı insanlara çoğu zaman yabancı ve uzak gelir. İnsanların büyük bir çoğunluğu, hiçbir sıkıntı, üzüntü, korku, endişe duymayacakları bir hayatı, erişilmesi imkansız bir hayal olarak görürler. Müminler için çok yakın ve kolay olan bu hayat, din ahlakından uzak yaşayan insanlar için erişilmesi mümkün olmayan bir hayaldir.

İnsan şimdiye kadar Kuran ahlakını yaşamakta zayıflık göstermiş, bu üstün ahlaktan uzak durmuş ve birçok hata yapmış olabilir. Ya da din ahlakını yaşamak konusunda yanlış bilgilerle yönlendirilmiş olabilir. Ama bu üstün ahlakı yaşamaya karar verdikten sonra önemli olan, kişinin samimi olarak Allah'a tevbe edip, ahireti için en hayırlısını yapması, kendisine Kuran ahlakını rehber edinmesi ve kolay olana yönelmesidir. Bu karara vardığında Allah'ın izniyle o ana kadar alıştığından çok farklı ve "güzel bir hayat"a kavuşacağı ise kesin bir gerçektir. (Nahl Suresi, 97)



Sonuç

Kuran'da, insanın sahip olduğu her imkan ve nimetten sorumlu olduğu "Sonra o gün, nimetten sorguya çekileceksiniz." (Tekasür Suresi, 8) ayetiyle haber verilmiştir. İnsanın öldüğü zaman Kuran'dan sorguya çekileceği de, "Ve şüphesiz o (Kur'an), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz (ondan) sorulacaksınız." (Zuhruf Suresi, 44) ayetiyle bildirilir.

Kuran ayetlerinde de bildirildiği gibi insanın kendisini kandırması değil, son derece açık bir şuurla ve dikkatle kulluk görevini yerine getirmesi gerekir. Bu da, kişinin her an vicdanının sesini dinlemesi ve Kuran ahlakına uyması ile mümkündür. Samimi olarak iman eden bir insan için başka bir yol yoktur.

İnsanın dünyada yaşadığı süre boyunca her geçen saniye ölüme ve hesap gününe biraz daha yaklaştığını, yaptığı her davranışın, aklından geçen her düşüncenin Allah'ın bilgisi dahilinde olduğunu ve bunlardan sorumlu tutulacağını düşünmesi, kendisi için en güzel ve kazançlı olan yoldur.

Bir anlık düşünmenin ve karar almanın ardından insan tüm yaşamı boyunca bu kararın getirdiği şuur açıklığı ile yaşayabilir. Bunun için insanın kendisine bir vesileyle mutlaka ulaşmış olan Kuran ahlakıyla ilgili bilgileri anlamazlıktan gelmeyi bırakması, bunları önemsiz ya da yaşlanınca ilgileneceği konular olarak düşünmemesi gerekir. İnsanın ne zaman öleceği belli değildir. Belki de bu yazı ölümle karşılaşmadan önceki son uyarı olacaktır. Henüz vakit varken bu önemli gerçeğin farkına varmak en doğru davranış olacaktır. İşte tüm bu gerçeklerin bilincine varan her akıllı insan hemen harekete geçmeli, hayatını bu gerçeklere göre düzenlemeli ve bir anlık kararın getireceği sonsuz mutluluğu yani Rabbimiz'in rızasını umut etmelidir. Unutulmamalıdır ki Kuran, kolay olana ileten bir rehberdir:

"Biz sana bu Kuran'ı güçlük çekmen için indirmedik. İçi titreyerek korku duyanlara; ancak öğütle-hatırlatma (olsun diye indirdik)." (Taha Suresi, 2-3)

Huzurlu ve sevinç içinde bir hayatı sadece Allah'ın rızasını, cennetini ve rahmetini kendilerine hedef edinen, Allah'tan korkup sakınan müminler yaşayabilirler. Bu Allah'ın inanan kullarına müjdelediği bir gerçektir:

"Erkek olsun, kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz." (Nahl Suresi, 97)