ALLAH’IN RIZASINI GÖZETMEYENLERİN İÇİNDE BULUNDUĞU GAFLET

 Yüce Rabbimiz Kuran'da mümin kulları için sonsuz ahiret hayatında sonsuz nimet ile dolu kusursuz ve eksiksiz bir yaşam vadetmiştir. Kuşkusuz bu tüm inananlar için çok büyük bir lütuf, nimet ve Allah (cc)'ın rahmetidir. Müminler Allah'ın bu lütfuna karşı içlerinde büyük bir özlem ve sevinç duyarlar. Ancak bundan daha önemlisi iman edenlerin dünyada ve ahiretteki asıl hedefleri Rabbimiz'in sevgisini kazanabilmeleri, Allah'ın kendilerinden razı olması ve dost edinmesidir. Kuran'da Allah'ın hoşnutluğunun müminlere vadedilen nimetlerin en büyüğü olduğu şöyle bildirilmiştir:

"Allah, mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vadetmiştir. Allah'tan olan hoşnutluk ise en büyüktür..." (Tevbe Suresi, 72)

Cennet, içinde nefsin arzu ettiği her türlü nimetin olduğu kusursuz bir mekandır. Kuran ahlakını yaşayan bir insanın içinde yaşamayı tutkuyla istediği, kavuşmak için çaba harcadığı sonsuz bir güzellikler yurdudur. Ancak ayette de bildirildiği gibi, bir mümin için sonsuz güç sahibi Rabbimiz'i razı etmek herşeyin üzerindedir. Bu amaç doğrultusunda bir Müslüman kendisini her an daha güzel ahlaklı olacağı şekilde yetiştirir. Kuran’a uygun olacak şekilde insani özelliklerini daha güçlü ve kaliteli hale getirmek için hedefini her geçen gün biraz daha yükseltir. Bu nedenle samimi bir Müslüman kendini hiçbir konuda yeterli görmez. Kişiliğini, alışkanlıklarını, davranış biçimini değiştirmekten ya da geliştirmekten ölene kadar bir an için bile vazgeçmez. Her an daha iyiye, daha güzele ulaşmaya; Allah'ın kendisinden razı olacağını umduğu daha olgun bir karaktere sahip olmaya istekli olur. Kendisine dünyayı değil cennet ahlakını ölçü alarak kendini geliştirir ve sonsuz hayatını, Allah'ın cennete layık gördüğü peygamberler gibi üstün ahlaklı insanlarla birarada geçirmeyi umarak hazırlık yapar.

Allah ve ahiret inancı zayıf olan gafil bir insanın idealleri ise dünya ile sınırlıdır. Son derece geçici olan dünya menfaatlerini elde etmek için hayatı boyunca emek sarf eder. Bu emeğin sonucunda Allah'ın rızasını kazanıp kazanamayacağını hiç düşünmeden, elde edeceği kazancın dünyevi isteklerini karşılamasını yeterli görebilir. Dünyada elde ettiği bu kazancın ahirette kendisine nasıl bir karşılık olarak geri döneceğini aklına dahi getirmeyebilir. Oysa dünyada insanın nefsini memnun eden bir kazanç, ahirette onun sonsuza kadar mutsuz olmasına neden olacak bir kayba dönüşebilir.

Ahirette Allah'ın samimi kullarına vereceği sonsuz nimetleri düşünmeden dünyanın geçici metalarına kilitlenen ve bunlarla mutlu olacağını sanan biri gerçeklere karşı adeta kör olmuş gibidir. Çünkü Allah, "… Onlar ise dünya hayatına sevindiler. Oysaki dünya hayatı, ahirette (ki sınırsız mutluluk yanında geçici) bir meta'dan başkası değildir." (Ra'd Suresi, 26) ayetiyle dünyada kazanılanların geçiciliğini bildirmektedir. Başka bir ayette ise Allah bu kişileri, "İşte bunlar, ahireti verip dünya hayatını satın alanlardır…" (Bakara Suresi, 86) sözleriyle tanıtmaktadır. Ayetteki "ahireti verip dünya hayatını satın alanlar" ifadesi, bu kişilerin ideallerinin ne kadar sınırlı olduğunun anlaşılması açısından son derece önemlidir. Çünkü bu kişiler Allah'ın, samimi kulları için hazırlamış olduğu sonsuz cennet nimetlerini göz ardı ederek son derece kısa olan dünyevi metalarla yetinmeyi tercih etmektedirler. Bu seçim onları dünyada ve ahirette mutsuzluğa sürüklemekte; sınırlı ideallerle son derece yüzeysel ve amaçsız bir hayat içinde yaşatmaktadır.

Oysa ölüm, sürekli yaklaşmakta olan ve hiç kimsenin kaçamayacağı bir gerçektir. Bunu bile bile bir insanın, ahireti unutması ve hedeflerini sadece kendi küçük dünyasıyla sınırlı tutması büyük bir gaflettir.

İnsanın dünyevi ideallerini belirlerken bir gün bir yerde yüz yüze geleceği ölüm gerçeğini aklından çıkarmaması gerekir. Çünkü o vakit geldiğinde dünya ile ilgili tüm planlarının, ideal haline getirdiği, ulaşmak için uğraş verdiği emeklerinin bir anlamı kalmayacaktır. Hepsini arkasında bırakarak ahiret hayatına geçecektir. Allah ölüm vakti geldiğinde insanın tek başına ve dünyada sahip olduğu herşeyi arkasında bırakarak Kendi huzuruna geleceğini şöyle bildirmektedir:

"Andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi (bugün de) 'teker teker, yapayalnız ve yalın (bir tarzda)' Bize geldiniz ve size lütfettiklerimizi arkanızda bıraktınız..." (En'am Suresi, 94)

Bu nedenle akılcı ve doğru olan, insanın yaşadığı süre boyunca Müslümanca düşünmesi ve dünyadaki ideallerini de Müslümanca belirlemesidir. Bir insanı dünyada ve ahirette asıl olarak mutlu edecek yegane kurtuluş yolu budur.